Mehmet Günsur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Günsur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2011 Cuma

Sonbahar, salyangoz, sen ve ben...

Sonbahar geldi, birçok insanın hüzün mevsimi..Beni ise kendime getiren, yazdan kalma sersemliği sirkeleyip atan, adı mutluluk olan bir mevsimdir sonbahar.Varolduğumu hissettirir bana. Rüzgarla, yağmurla bir de tuhaf ama salyangozlarla aşk yaşarım ben bu mevsimde.
Gizemli renkleri vardır bu mevsimin..Gizemini sanki bir gün çözecekmişim gibi gelir fakat çözmek istemem...Rüzgar başka bir dilde birşeyler fısıldar kulağıma. Anlamam fakat hissederim. Yaz sıcağında her sabah ve akşam iş ile ev arasında mekik dokurken serviste ağzım bir karış açık uyurum bütün bir yaz yapış yapış. Sonbahar uyutmaz beni... İlle de camdan beni seyret der, yağmur damlalarının tatlı tatlı vuruşunu dinlerim. Karnımda tatlı bir kıpırtı kıvranıp dururum. Hani insanlarda olur ya ilkbaharda böyle tuhaf bir kıpırtı. Heeeh işte o bende sonbaharda başlar. İnsanı rahatlatan bir serinliği vardır. Ne üşütür, ne terletir. Tatlı tatlı ürpertir vücudunu, bedenini farkedersin, daha da çok seversin kendini. Toprak kokar her taraf buram buram. Her tarafta salyangozlar gezer... Önüme çıktıkça toplarım onları sokaktan, yeşillikler arasına daha korunmalı bir bölgeye koyarım. Tabi bunu yapmak öyle her baba yiğidin harcı değil, her yağmurda en az yirmi salyangoz kurtarmak demek boru mu? Ben salyangozların hayatını kurtarırken çevredeki kadınlar Shakira vari kızlar ‘ayyy şu deliye bak, manyak bu’ dercesine bakarlarken herhalde yakışıklı adamlar da ‘ulen bu kız ne sümüklü, midesiz şey ‘diye düşünüyorlardır... Oysa ben bu ağır kanlı hayvanlara karşı bir görevim varmış gibi hissederim hep! Halbuki tez canlıyımdır ben, herşey çabucak olsun bitsin isterim bu küçük yapışkan canlıların aksine. 
Salyangozlar beni farklı bir havaya sokar. Sanki hiç aceleleri yok, sadece anın tadını çıkartıyorlar gibi gelir. Kendi kabuklarında kendilerine ait, huzurlu, mutlu,farkında yaşıyorlar sanki... Çok seviyorum salyangozları. Varoluşlarının nedeni insanlığa biraz kendilerine dönmeyi hatırlatmak içindir belki de, kim bilir...

Şimdi bu kadar kelamı niye ettiğime geleyimm...Salyangozlara yaşama hakkı elbete verelim, sokakta yüzümüze kıç görmüş gibi bakanları elbette umursamayalım! Keşke yazı burada bitseydi asıl mesele şu ki bugüne kadar tip tip bakan abuşları hiç takmadım kafama, taa ki bir kaç gün öncesine kadar! 
Heyy yakışıklı, Mehmet Günsur'um benim.........Ne bakıştı o beee, yer yarılsaydı ben içine girseydim. Oysa elimde o küçük yapışkanı görmeseydin gayet yavşamaya meyilliydin bana. O küçücük sümük mü ayırdı bizi ?? Salyanyozcukla ben arkandan öylece bakakaldık, seslenemedik bile, aklımız sende kaldı. Şimdi buradan sesleniyorum sana; O salyangozcuk hayatta, bende deli ve sümüklü değilim!!! Salyangozlara Yaşama Hakkı Verme Derneği'nin Kurucu Başkanıyım. Aslında şuan tek üyemiz blogda da yazan Reçel ama her yağmurda büyüyerek çoğalacağımıza inanıyorum.

Olur da sen de bir gün hatanı anlarsın yaa şunu bil isterim bu özel derneğin kapıları sana sonuna kadar açık....

Yazan: Deniz

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Her erkeğin içinde bir Nihat Doğan yatıyor

Yazmayım yazmayım dedim ama dayanamadım… Neyse, Seda Sayan’la aşk yaşadığı dönemde de bu adam gerçek mi şaka mı yapıyor dedirtmeyi başaran Nihat Doğan’ı anlatacağım. Bir insanın popülerliğinden yararlanmak gibi bir niyetim yok kesinlikle. Herkesin bir popisi var tabi ama herkesin popisi de kendine! Ben özelden gidip ortaya karışık bir genelleme yapacağım...


Türküyle aram şahsen pek sıcak olmadığı için Seda Sayan ile ilişkisinden önce adını duymuşluğum yoktu Nihat Doğan’ın… Hele televizyon programlarında birkaç türkücünün bir araya gelip türkü söylemesini kaldırmıyor içim… Seda Sayan ile birlikte olmaya başladıkları zaman bir Nihat Doğan’ın varlığından haberim oldu. Sonra Seda Sayan ile ayrıldılar magazin programlarında göremez olduk kendisini:) Yıllarrr sonra Survivor’da uzun sakalları, kirli sarı tişörtüyle yırtık dondan çıkar gibi çıktı karşımıza…



Ben hayretlerle izledim Nihat Doğan’ın ıssız adada Robinson Crusoe tadında takılmasını. Sonra bok mu var lan manyak mıyım ben niye izliyorum bu adamı diye içimden düşünmeden edemedim. Nasıl tanımlasam bilemiyorum kendisini türkücü mü desem filozof mu, ıssız adam mı Dede Korkut mu ? Karikatür gibi adam yahu! Sevgili eski sevgilim bile Nihat Doğan’ı izlerken yarılarak gülüyordu. Sonra keşfettim tabi Türkiye’de erkeklerin %80’i Nihat Doğan zaten. Nihat Doğan herkese benziyor, çevremdeki erkeklerin çoğunda Nihat Doğan’dan bir parça var sanki! Daha doğrusu erkeklerin %80’inde olan ama örtmeye çalıştıkları davranış kalıplarını Nihat Doğan rahatça ortaya koyuyor. Yoksa kendisi bir fenomen değil tabii ki… Erkekler arasında olabilir ama kadınlar için fenomen olabilmenin yakınından uzağından geçmiyor.



Anlattıklarımı düşününce çevrenizde bu modelden bir sürü adam olduğunu göreceksiniz. Nihat abi metroseksüel olmadığını, bakım, manikür, pedikür gibi zımbırtılarla uğraşmadığını iddia ediyor. Bakınız kaşların güzelliğine doğuştan keman mübarek. Neyse, Nihat Doğan kendisini doğal seksi erkek yani überseksüel olarak tanımlıyor. Amaaa Nihat Doğan ne metroseksüel ne de überseksüel. Nihat Doğan tipik kıllı, maço, hani o taşaklı dedikleri cinsten bi adam. Bu cinse de retroseksüel deniyor! Überseksüel dedikleri erkek tipi kadınlara ilgi ve saygı duyan, tipik erkek sporlarıyla ilgilenen, estetik anlayışı gelişmiş, modayı takip eden ve vücut hatlarını ortaya çıkaran kıyafetler giyen ama aa kıza benzemiş bu da dedirtmeyerek bu kıyafetleri erkeksi şekilde taşıyabilendir. Retroseksüel erkekler ise erkek gibi erkek şeklinde adlandırılıyor. Böyle takılıyor ama yemezler. Her ne kadar kaş almadıklarını söyleseler de içten içe bir bakım tutkusu var bu adamlarda! Ama görüntü tam tersi tabiii... Sözde dış görünüşe önem vermiyorlar. Bu tipler genelde kirli sakal bırakıyor, kadına karşı son derece kaba olmalarına rağmen kadını korumayı da kendilerine görev ediniyorlar.

Retroseksüel erkekler haşaaa kadına hesap ödetmez, mangalda mangal başı, halayda halay başı olur, futbolu sevgilisine tercih eder, takside öne oturur şoförle muhabbet eder sevgilisini de arka koltukta sap gibi bırakır. Barda ayakta takılır, kirli sakal vardır, her sözü kanundur, her şeyi doğru bilir, herkes yanlış o doğrudur, kadının ona ihtiyacı vardır… Eşi, gündüz namusu gece fahişesi olmalı, kadın dediğin erkek işlerine pek karışmamalıdır. Kadın ancak anne olduğunda değerlidir!


Sonra bu adamlar kendilerini öyle bir konumluyor ki Obama halt yemiş yanlarında. Kendilerinden yüce bir varlıktan bahseder gibi bahsediyorlar. İsim ve soyad kullanarak yani. Mesela ne demiş Nihat Doğan '' Nihat Doğan ayna gibidir, kim nasıl bakarsa kendisini öyle görür! Nihat Doğan suda batmayan denizaltıdır, Nihat Doğan sakal gibidir, kestikçe daha gür çıkar'' Daha nelerrr nelerrr... Eski sevgililerime bakıyorum da ne kadar çok ego patlamasına şahit olmuşum. Biz böyleyiz kızım, bizde yanlış olmaz zırvalarıyla az mı uğraştım. Bütün erkek arkadaşlarım kendim gibi sorunluydu bu zamana kadar. Oysa bu adamlar erdemliydi ya sorunlu olan bendim. Hepsi Nihat Doğan'ın tabiriyle hayatları boyunca ''ayıya dayı'' demeyi beceremedikleri için yerlerinde saydılar. Aslında ayıyı gördüklerinde bırak dayıyı dayıcığımmm benim dayım sensin aslan dayım diye boynuna atladılar. Kimseyi giyiminden ötürü yargılamadılar ne zaman dekolte giyen bir hatun görseler göğüslerinin içine düştüler, off yavrum be çantaya bak çantaya dediler.


Anne olayında zaten hemen hepsi yuhhh be bu kadarı da olmaz dedirtmeyi başarıyorlar. Survivor'da Nihat Doğan annesiyle telefonda konuşmuştu da salya sümük ağlamaya başlamıştı. Sonra da ''Hiç bana göre değil, ülkeden ayrılmak, bayraktan kopmak, ezan seslerinden ayrılmak, annemden ayrılmak'' diye özlü bir söz bırakmıştı arkasında. İşte bu retroseksüeller annelerine yapışık koala gibi yaşamlarını sürdürür. Hiçbirinin arabasında geri vites yoktur sözde. Ama kıçına tekmeyi vurmaya göre, yerlerde kedi gibi sürünüp affettirmeye çalışırlar kendilerini. Affetsen bir türlü etmesen bir türlü. Senden af diledi diye de hemen yumuşamaya gelmez. Özür dilemesinin nedeni zaten affet de bir güzel ben terk edeyim senidir. Affettin diyelim en geç birkaç hafta sonra o basar sana tekmeyi. Erkek ya ondan!

Kendilerini ışık, ay parçası gibi görürler sonra... Bak ne diyor Nihat Doğan ''Biz bir ışığız, bizim yanımıza gelen aydınlanır, uzaklaşan karanlıklaşır.'' Bu yüzden lüzumsuzsa söndüreceksin ışığı sonra kol gibi fatura çıkıyor! Mütevazilikten nasibini almamış bu modeller bir de megaloman olmadıklarını söylerler. Megalomanlığın kitabını yazmış şekerim bunlar. Aynanın karşısına geçip hayran hayran kendilerini izlemiyorlarsa ben de kadın değilim. Kadın olsam verirdim ulan bana diye şakalaşıyorlardır bunar kesin. Kadına el kaldırmadıklarını söylerler bir de! Sanki olağanüstü bir şey başarmışlar gibi... Sanki kadın dövmek hakları da yapmamışlar hani. Nihat Doğan da hiç kadın dövmediğini söylemişti mesela. Sonra haberler çıktı sevgilisi cazibesine dayanamamış sevişmek istemiş Nihat abiyle... Nihat abi istemeyince sinirlenmiş kızcağız, yatak odasına kitlemiş ağayı. Ağa da sinirlenmiş tabi... Yapılır mı lan aslan gibi adama. Kilit açılınca sevgilisinin yüzünü gözünü dağıtmış. Hikayenin ilk kısmını yemedim doğrusu! Erkeklerin çoğu iki çift meme görünce dayanamazlar, bir kadın sevişmek isteyecek de sevişmeyecekler ha! Hiç inandırıcı değil.

Tablo çok karamsar oldu ama korkmayın kızlar... Zaten korksan da eninde sonunda yani yüzde 80 gibi yüksek bir ihtimalle Johny Deep ya da Mehmet Günsur'u hayal etmiş bile olsan yurdumun buram buram kokan bir retroseksüeline kalıyorsun! Eğer Johny Deep görünümlü bir Doğan'a düşersen yemede yanında yat. Yüzde 20'lik kesimden birini bulduysanız inin de bir tur da biz binelim!


Yazan: Reçel