evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2011 Çarşamba

Sevgili Kocam, Hayalet Casper ve Kötü Arkadaşlar...

Sevimli Hayalet Casper’ı hatırlarsınız, zavallı her gün arkadaş bulmak için çabalardı ama etrafınki insanlar onu görmezler, söylediklerini duymazlardı. Sevimli Casper da bu duruma üzülür dururdu. Bir de bu Casper herkese yardım ederdi, iyi niyetliydi ve umudu hiç yitirmezdi. 

Evliliği dönemlere ayırmak gerekseydi bu dönemlerden birinin adı da Hayalet Casper dönemi olurdu herhalde. Erkeğin ilgisizleştiği, karısının sözlerinin yüzde 90’ına yanıt vermediği hatta bu sözleri duymadığı bir dönem. Bu dönemde içine kapanan erkek yemek, içmek ve diğer birkaç temel ihtiyacı için karısıyla iletişime geçiyor, sonra kendi dünyasına kapanıyor. 


İşte sanırım biz de o döneme hızlı bir giriş yaptık. Kocamın ilgisizliği kendimi Sevimli Hayalet Casper’a benzetmeme neden oldu. Sevimliliğim de ilgi görebilmek ve kocama söylediklerimi dinletebilmek için harcadığım çabalardan geliyor. Zorla sevimli hallere bürünüyorum adam beni görsün diye ama o çoktan akşam yemeğini yemiş kendi dünyasına gömülmüş oluyor. 

Bazı rüyalar vardır, bağırırsınız, konuşursunuz ama kimse sesinizi duymaz, boğazınıza bir şey düğümlenmiş gibi uyanırsınız. Durumum işte buna da benziyor. Akşam evde TV seyrederken ona bir şey sormak, bir şey anlatmak o kadar zor ki çoğu zaman söylediğim şeyi yarım bırakıp gücenerek iletişimi kestiğim oluyor ama inanır mısınız onu bile fark etmiyor. Bazen duysa da duymazlıktan geliyor, bazen de verdiği saçma sapan yanıtlarla “duymaz olaydın” dedirtiyor. 

Kızınca da “Efendim canım” diyerek sahte bir ilgi takınıyor ve bu durum yaklaşık sadece 2 dakika sürüyor. Hayalet Casper’a nasıl da benzediğimi geçen günlerde gittiğimiz bir yemekte de anladım. Diğer insanlarla konuşurken beni duymuyor, masada diğerlerine yaptığı jestlerin yarısını bile bana yapmak aklına gelmiyor. Benimle eğlenmeyen, benimle gülmeyen kocacım, arkadaşlarıyla, arkadaşlarının eşleriyle saatler süren, sonu gelmez muhabbetler ediyor. 


Ne yazık ki evlilik insanı böyle yapıyor işte. Belki de kocamın bana katlanma yolu budur, belki de rutin denizinde boğulmuş, duygularının yarısı ölmüştür, belki de aklında başka biri vardır, belki de gerek görmüyordur benimle konuşmaya. Belki de toplumun yüzlerce yıldır kadına “gereksiz insan, bir kenardaki hizmetçi bakış açısı” onun da bilinçaltını bir virüs gibi ele geçirmiştir.  

Nedeni nedir tam bilmiyorum ama bu durumunda ve bu tür bir evlilikte fena halde yanlış olan bir şeyler var. Ve Hayalet Casper rolü bana hiç uymadı. 

Şimdi siz söyleyin dostlar, hayalet Casper gibi yaşanır mı bu hayat? Yoksa ben de ona hayalet Casper gibi mi davranayım?  Aslında daha iyi bir fikrim var, Casper’ın kötülüğü seven hayalet arkadaşları da vardı. Görünmezliğin sağladığı avantajları kullanarak ben de onlar gibi davranıp kocama hayatı zehir edeyim en iyisi. Bekle beni kocacığım hayaletin geliyor.

Yazan: Leyla

21 Eylül 2011 Çarşamba

Ya bu deveyi güdersin ya da paşa paşa bekar gezersin

Bazı tipler vardır. Evlenmek için can atarlar. Bütün hayalleri evlilik üzerine kuruludur bunların. Ciddi söylüyorum ya. Böyle düşünen, evlilik için deliren hem kız, hem de erkekler tanıyorum. Bunlar evliliği Alice’in Harikalar Diyarı sanıyorlar. Ciçoşlar sizlere Welcome to Hell diyesim var ama çok yufka yürekliyim ya… Su böreği gibi yumuşacık bir kalbim var. Bu yüzden önce bir güzellik yapayım.
Evliliği birbirini seven iki kişinin bir hayatı bir elmanın iki yarısı tadında yaşamaları sanıyorsunuz şimdi siz. Evet biri dişi bilirkişi, biri erkek takar fişi şeklinde iki kişi olmadan evlilik olmuyor ama iş sadece de bu iki kişiyle bitmiyor. Ev-li-lik. Boru mu lan. Söylerken bile kulağı tırmalıyor. Evlilik dediğin şey yüzlerce geleneğin, adetin, hayat görüşünün homojen bir şekilde dağılmasından meydana geliyor. Hani askerlikte mantık aramayacaksın diyorlar onlar yanlış diyor asıl evlilikte de aramayacaksın mantığı.
 Evlilik kararını aldığın, o yüzüğü parmağına taktığın anda boyut değiştiriyorsun. O güne kadar çöpsüz üzüm muamelesi yaptığın adamın ya da kadının arkasından bir ordu insan geliyor dikiliyor karşına. İşkence tanışma fasıllarıyla başlıyor. Cici kız ya da efendi çocuk maskelerinden birini takacaksın. Yok öyle olduğun gibi görün göründüğün gibi ol! Hadi bakalım sıkıyorsa ol da görelim. Ben mesela küçüklüğümden beri nefret ederim el öpmekten. Hele tanımadığım insanların gelip elini ağzıma sokmasından tiksinirim. Yüzüme dayanan elleri, kendim gibi davranıp da ayy ne kadar ilkelsiniz, egonuz tavan yapmış vallahi, neden öpeyim ben nerelere soktuğunuzu bilmediğim elinizi diyebilir miyim? Diyemedim tabii ki.  Neyse bu ilk tanışmalarla başlıyor her şey. Sonra aileler tanışıyor. Ayy kızım bir kahve yap da içelim modları. Gençler birbirini sevmiş laklakları, yalan lan yalan hepsi yalan. Bunları konuşanlar var ya sonrasında gelip evliliğinin içine sıçıyorlar.

Bu tanışmalardan sonra insanı evlendiğine evleneceğine pişman eden olaylar serisi başlıyor. Söz, nişan, kına gecesi, düğün, gerdek, düğün sonrası ardı arkası gelmeyen vıcık vıcıkkk adetler.

Kaynanaların en masum yüzlerini gösterdikleri anlar bunlar. Yedin dimi ye ye daha neler yersin. Minik minik her boka karışmaya başlayacak yakında. Yok söz bohçasıymış yok nişan bohçasıymış. Birbirini hiç tanımayan, hayata başka gözlüklerle bakan insanların arasında sıkışıp kalmacalar. Ne bohçası oğlum, kaldı mı böyle saçmalıklar, evlenelim işte adam gibi ne gerek var bunlara diyorsun. Aaaa annem çok üzülür ama yıllarca bunu hayal etti, bırak da gelini için bir şeyler yapsın kadıncağız laflarını her itiraz ettiğinde duyuyorsun. Tanımadığın bir kadınla alışverişe çıkıyorsun. İç çamaşırı filan alıyor sana. Şimdi al bakalım yiyorsa tanga bir takım ya da bir jartiyer filan. Sıkar işte. Fingirdek geline çıkar lan adın. En masum modellerden seçeceksin. Kuyumcuya girdiğinde beğendiği sarı sarı şıkırdayan takılara bu ne beee! Kafayı mı yedin sen hayatta takmam ben bunları diyemeyeceksin. Sonra tutturacak sana tüylü terlik olmadan olur mu kızım adettir diye. Ayyy lanet olsun diyip o tüylü terliği de alacaksın. Kaynanan sanki kendi evleniyor triplerine girecek. Nişanlığın, gelinliğin, gelin ayakkabın, senin yatacağın yatak, oturacağın koltuk hatta senin düğünün hakkında fikirlerini söyleyecek. Sanane ya sanane sen mi evleniyorsun arkadaş bi kendine gel ya diyemeyeceksin.  Hiç kullanmayacağın, tarzınla yakından uzaktan alakası olmayan bir sürü hediye gelecek. Normalde hediye almaya bayılırım. Elimde olsa yılda 5 kere doğum günü mü kutlarım sırf hediye gelsin diye. Ama bu evlilik sürecinde hediye almaktan da tiksindim yani. Mümkünse kimse bana hediye almasın.
Yıpranmış sinirler, ailesinin gönüllü avukatı olan sevgilini bir kaşık suda boğacak dereceye gelerek nişan vs. faslı da bitiyor. Sıra geliyor kına gecesine.  Oldum olası sevemedim şu kına olayını. Kurbanlık koyun gibi geliyor bana.  Tüm vücuduna dövme yapacağız desinler de gel şu parmağına kına yakalım demesinler. Hele şu yüksek yüksek tepelere kız vermesinler şarkısı varsa deliriyorum. Ya durun be biraz mutlu olalım her şeye rağmen. İlla ağlatacaksınız adamı. Sen ağladıkça kaynanan uçacak sevinçten. Ağla ağla sen daha çok ağlarsın kolay mı şırfıntı benim oğlucuğumu benden koparmak diyen bakışlarla bakacak sana. Ağlasan bir türlü ağlamasan öbür türlü. Ağlamadın ya can atıyormuş bu evlenmeye bak cadıya diye düşünüverirler hemen içlerinden. Kabus gibi değil mi? Her şeye evet dedim ama bu kadar da değil. Kaynanama karşı savaşımı Ben Kına Gecesi İstemiyorum! diyerek açtım.
Neyse düğünü de atlattın diyelim. Balayına gittin geldin. Karşındakine karşı bunca saçma gelenekle yitirdiğin sevgiyi balayında yerine koymaya çalıştın. O balayından geldin ya. O zaman bittin işte! Gelin oldun, damat oldun yoksun sen artık. Gelinsin lan, ya da damatsın. Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma devri bitti.

Sevgili eşinin annesine de anne demen gerekiyor. Ne biçim adet bu lan. 28 yıl sonra bir anne daha mı? Bu ne be… Hani insanın bir annesi bir babası oluyordu. Şimdi bu kadın benim annemse amannn tanrım yoksa yoksa eşim benim kardeşim mi? yeşilçam triplerine mi gireyim. Sonra ayıp değil mi anneme. Yıllarca hastalandığımda başımda bekledi, bıktı usandı benden, delirdi kadın beni bu yaşa getirinceye kadar. Anne sözünü hak etti. Şimdi o bu kadar uğraştı ben evlendim diye benim artık iki annem var mı diyeyim. Bu kadarı yeter herhalde... Sadece evlenmekle bitmiyor cicoşum! İsrail-Filistin meselesinin aynısını bir ömür yaşıyorsun. Sen diyorsun bu benim hayatım o diyor hayat senin ama oğlan/kız benim.
Hala duvarın bu tarafına geçmek istiyorsanız şimdiden Welcome to Hell diyeyim size. Benim evliliğim farklı olacak, ben böyle klişe şeylerle uğraşmam diye de düşünüyorsanız  ben size daha ne diyeyim. Bak cicoşum ya bu deveyi böyle güdersin ya da paşa paşa bekarlık sultanlık der yaşar gidersin!

Yazan: Reçel

25 Ağustos 2011 Perşembe

Manyak mıyım niye yazıyorum bunları

Ben Reçel. 28 yıl boyunca kadın ve erkeklerin neden eşit olmadığını düşünüp durdum.  Dünyanın kadın için erkekten daha tehlikeli bir yer olduğunu görmemezlikten gelemedim. Her koşulda hep daha güvende, daha şanslı ve daha ilerde olan erkeğin bunları sadece 250 gram fazlalığa sahip olduğu için doğal olarak elde ettiğine anlam veremedim. Çevremdeki mutsuz evliliklerde erkeklerin değil hep kadınların çaresiz kaldığını gördüm.

Beni feminist sanabilirsiniz. Feminist miyim peki. Hayır değilim.
Otuz yaşına gelmeden çocuğum olsun değil blogum olsun diyenlerden miyim? Hayır değilim.

Evlilik karşıtıyım o zaman. Hayır değilim. Ama bazı insanların hiç evlenmemesi gerektiği düşünüyorum.
Sen evlendin işte niye şimdi evliliğe bok atıyorsun diyebilirsiniz. Bazı insanlar hiç evlenmemeli!
Aynı yolu ele ele yürümek, hastalıkta ve sağlıkta, zenginlikte ve yoksullukta birlikte olmak… Bunlar 50 yıl önce çok anlamlı sözlerdi belki ama şimdi bir klişeden ileri gitmiyor bence.  100 yıl sonra dünyada evlilik kurumunun yok olmaya başlayacağını düşünüyorum. Türkiye’de durum ne olur bilemem ama dünyada boşanan boşanana…

Bugün dünyanın birçok ülkesinde boşanma oranları Türkiye’dekinden çok yüksek. Örneğin Belçika’da her dört evlilikten üçü; Almanya’da her iki evlilikten biri boşanmayla sonuçlanırken; Türkiye’de yüz evlilikten dokuzu boşanmayla sonuçlanıyor.

Şimdi bu istatistiklerde Türkiye’deki boşanma oranları daha az diye olumlu olarak mı yorumlanmalı. Hayır değil. Ekonomik özgürlüğü olmayan kadın tabii ki boşanma hakkına da sahip değil. Bu yüzden mutsuzda olsa bir evliliği sonuna kadar sürdürebiliyor.  Sonuç olarak istatistikler de bir yere kadar. Bazı insanlar boşanıyor, bazıları boşanmıyor.  Ama evliliklerde çoğu insan hayal kırıklıkları biriktiriyor, insanlar zaten kısa olan hayatlarının bilmem kaç yılını hiç mutlu olmadıkları bir adamla geçiriyor. Bu yüzden diyorum bazı insanlar hiç evlenmemeli.

Peki şimdi ben bunları niye yazıyorum manyak mıyım ben? Hayır değilim yazıyorum çünkü ben de evlenmemesi gerekenlerdendim. Çok mu marjinalim ki evlenmemem gerekiyordu. Hayır değilim. Evlenirken toz pembe hayallerim vardı da pembesi gitti tozu mu kaldı. Hayır değil. Evliliğin bir sihirli değnek olmadığını biliyordum. Ya sihirli bir değnekse ya herkes yanlış anlatıyorsa dedim. Kararttım gözü mü evlendim.  Evli ve mutlu kategorisinde miyim? Bu soruyu sormaya bile gerek yok. Hayır değilim tabii ki. Evli ve mutlu kategorisine girecek kadar şanslı olsam manyak mıyım ben niye yazayım bunları.

Evli ve mutlu kategorisinde değilsem ne işim var burada? O da yakında...


4 Ağustos 2011 Perşembe

Yüzüklerin efendisiydim, Gollum’dan beter oldum!

Türk toplumu evliliği öyle yüksek bir mertebeye çıkarıyor ki, kızlar ve erkekler de bu makamı ulaşılması gereken en büyük hedef olarak görmekten kendilerini alamıyorlar. Boşuna değil, bir sürü kadın ve erkek evlendikten sonra büyümüş, harika işler yapmış, etrafından takdir bekleyen, bir garip hallere bürünüyor evlendikten sonra. Bir süre kızlara müthiş bir özgüven filan da geliyor ki bizzat arkadaşlarımdan şahit oldum. Evlendim artık sırtım yere gelmez diye düşünüyor. Eee, onca düğün nişan, patırtısı, tebrikler hediyeler bilmem ne zımbırtılar, sanki evlenmiyorsun da İngiliz Krallığı’na kral veyahut kraliçe oluyorsun. 



Hal böyle olunca, bu nikah yüzükleri de bir nevi Yüzüklerin Efendisi filmindeki yüzüğün değerine, çekiciliğine sahip oluyor. Sanki o yüzüğe ulaşınca en güçlü sen olacaksın da, dünyayı ele geçireceksin. İzleyenler veya kitabı okuyanlar bilir. Yüzüklerin Efendisi’nde başrolde bir yüzük vardır. Bu yüzüğün öyle bir gücü vardır ki, kim ele geçirirse tüm gücü elinde toplar. Bu nedenle film boyunca pek çok karakter ve yaratık yüzüğün peşine düşer, iyiler onun kötülerin eline düşmemesi için yüzüğü saklamaya, kötülerde bu yüzüğü ele geçirip dünyaya hakim olmaya çalışır. Bir de Gollum diye bir karakter var ki kendisi başka bir filme bile konu olmuştur. Bu Gollum yıllarca yüzüğün peşine dolaşmış, hayatını mahvetmiş ve yüzükten başka bir şey düşünemez olmuştur.  Gollum film boyunca “kıymetlimisss, kıymetlimiss” (My precious) diye diye deli divane dolaşır. 

İşte bazen ben de kendimi bu Gollum’a benziyorum. Evlenme merakım, yüzük merakım yüzünden çektiklerimden sonra eski halim kalmadı. Evlilik süreci ve sonrasında çektiklerim hem kişiliğimi hem dış görünüşümü değiştirdi.  



Bazen düşünüyorum da, kocam da yüzüğü ele geçirip benim hayatıma hükmetti. Şimdi o ne yaparsa ona ayak uydurmak zorunda kalıyorum. “Uydurma o zaman kardeşim” dediğinizi duyar gibiyim. Ne yapayım arkadaşım, çocuk çoluk var bu yaştan sonra yeniden hayat kurmak zor. Ayrıca seviyorum da, yani sevmesem neyse diyeceğim. Bir de onu bırak, buna koş, “Yeni gelecekler ondan farklı mı olacak sanki” diyorum. “Aman” diyorum, “benim de kaderim böyleymiş” diyorum. “Başa gelen çekilir” diyorum.

Neler çektin de Gollum’a döndün dersen anlatayım 1 gün iyiyiz, 3 gün kavgalı. Laf sokmalar, inatlaşmalar, dalaşmalar gırla. Kavga edip küsünce, günlerce konuşmadığımız, birbirimizin yüzüne bakmadığımz zamanlar oluyor. Aynı evde birinden kaçıp konuşmadan dolaşmak başlı başına bir psikolojik savaş zaten. Ne eski kafama göre yaşadığım hayatım kaldı geriye, ne arkadaşlarla geçirilen uzun neşeli saatler, ne o semt senin, bu semt benim İstanbul’a serseri gibi gezdiğim eski günler… Fotoğraf çekerdim, çekmez oldum, oturur arka arkaya gece boyunca film izlerdim, izleyemez oldum. Türlü türlü kitaplar okur, saatlerce internette takılır, kafama göre yemek yer, hafta sonu dilediğim saatte uyanır, istediğim gibi işimdemesaiye kalırdım. Şimdi tüm hayatım aile düzenimizi korumak üzerine kurulu. Çocuk var, akşam yemeği var diye koşa koşa her akşam Gollum gibi toplu taşımalarda mücadele veriyorum. Üstelik kendi ailesini bile ayda yılda gören ben bunun garip ailesine her hafta yemekler hazırlar, çaylar ikram eder, hiç ilgi alanımda olmayan şeyler konuşur ve iğrenç esprilerine güler oldum. 

Bazen bakıyorum diyorum ki bir nikah yüzüğü mü beni bu hale getirdi ya, ne yüzükmüş arkadaş! 

Yazan: Leyla, evli ve çocuklu

29 Temmuz 2011 Cuma

3 evli kadın ve üç karikatür

Evlilik için evli olanında, olmayanın da gencinin de yaşlısının da metroseksüelinin de lezbiyenin de 80 yaşındaki babaannemden beş yaşındaki çocuğa kadar neredeyse herkesin söyleyecek bir sözü var… Biz de nereden başlasak nasıl anlatsak bilemedikJ Sözü karikatürlere bıraktık...

Reçel’in karikatürü



Cennette bile havaya eziyet etmiş ademoğluJ Sevgili eski sevgilimde hala onun ayak izlerini takip etsin bakalım…  Bu karikatürle baş hobisi küçük popusunu büyütmek olan eşime sesleniyorum. Bunu görseydi ağzını beş karış açıp hahahaaaa  hihiiihii hohooho diye gülerdi herhalde.  Bugüne kadar ben soydum o yedi..  Benim de havalıktan çıkıp kırmızı başlıklı kıza zehirli elma yediren kurda dönüşmemin artık zamanı geldi…

Deniz’in karikatürü


Evlilik Rio karnavalı değilmiş… Evlenip de bunu kısa zamanda anlamayan yoktur herhalde…  Bu karikatürü eşime armağan ediyorum… Benim sambacıya benzer bir halim mi var? Bari akşamları harikalar yaratabilsen ona da razıyım sevgilimJ

Leyla'nın karikatürü


Eee be nikah memuru sevgili ağabeycim bunu o masada niye söylemedin… Ettik artık yemini…Kaçtı tren

Not: Sevgili yazar çizer, karikatüristlerin affına sığınarak bu karikatürleri paylaştık.. Bize kızmazlar umarım:) Dava filan açılırsa evliliklerimiz yıkılır kimlik ortaya çıkanca:)

Yazar: Deniz, Leyla, Reçel




25 Temmuz 2011 Pazartesi

Bir kutu prezervatif için 119 TL ödenir mi hiç?

Kadın olmak ne zor iş… Hep kendi korumak durumundasın.. Evlenmeden önce gece dışarı çıktığımda annemin verdiği öğütler hala kulaklarımda… Aman dikkat et kızım, çantanı çalarlar, içkine ilaç atmasınlar sakın, kimseye güvenme bak kandırırlar valla… Hep bir koruma kollamaca… Evlendim de değişti mi sanki… Öğütler değişti belki ama tema hala aynı. Kızım aldın mı hapını, aman unutma, hamile kalıverirsin vallahi, ne yaparız sonra, daha kendine bile bakamıyorsun…

Korudum kolladım anne, 1 senedir doğum kontrol hapı alıyorum… Tabiri caizse hamile kalmadım ama doğurmuştan beter oldum. 1 senede 9  kilo aldım, tosun gibi oldum maşallah. Baş ağrılarımı desen hiç sorma, haftada 3 ağrı kesici ortalamam. Hani oturarak çalışmaktan diyorsun ya bu varisler, her gün yuttuğum hapçıklar sayesinde 5 kat arttı. Sonra selülitlerim de çoğaldı… Sigara da içiyorum zaten günde bir paket… Sevgili annem üzgünüm ama artık bu haplara bir son demenin vakti geldi… Bak prezervatif var ne var ki bir de onu denesek… Zararı da yok, hormon da girmiyor vücuda… Hem reklamları da çok güzel… Belki cinsel hayatımız da renklenir dedim karar verdim hapı bıraktım. Sevgili eski sevgilime bana tosun dedin dedin en sonunda karar verdim hapı bıraktım diyemedim. Desem canına minnet… Zaten her hafta aynı kavga… Neymiş herkesin çocuğu varmış da bizim yokmuş da aman da amanda…

Sevgili eski sevgilimle kavgada harcayacağım enerjiye sinir bozukluğuna değmez dedim. İş başa düştü. Ne var ki alt tarafı gidip prezervatif alacağım. Hem zaten her yerde satılıyor. Cahil miyiz yahu veririm parasını alırım… Bu kadar basit değilmiş meğer..

İlk denemem tabiî ki ilk akla gelen yer. Eczane.. Girdim eczaneye… Birkaç kişi vardı. Alsınlar alacaklarını da sıra bana gelsin dedim. Eeee eli boş durmak olmaz. Birkaç vitamin, diş fırçası ve diş beyazlatıcı aldım. Bunların hepsi bahane.. O sırada prezervatif standını kesiyorum. Ne yazıyor extra haz…Hımm bunu mu alsam acaba, geciktirici etkili bu da lazım.. Cesareti topladım tam elimi uzattım komşu teyze! Nereden çıktın sen yaaa… Neyse bildik sorular iyiyim iyiyim her şey yolunda. Baktım yok tansiyon ilacım, yok kemiklere kalsiyum derken gideceği yok. En sonunda ben verdim elimdekileri… 35 TL




Bir de benzinciyi deneyim bakayım dedim. Hay aksi benzin de var. Olsun canım ben de başka bir şeyler alırım. Girdim benzinciye… Birkaç dergi, sakız, sigara, çakmak tam elimi uzatacağım koruyucuma haddiii arkamda iri kıyım bir amca.. Alamadım tabii… 22 TL!

En iyisi CosmoShop’a gideyim dedim. Bu sefer olacak başaracağım aman bu kadar büyütmeye değer mi…Önce oje alalım, sonra bir göz kalemi, şampuan, saç şekillendirici,  deodorant, ağda, ağda bezi… Baktılar ki alıyorum mağaza görevlisi takıldı mı peşime nereye gitsem yanımda bitiyor. Bu kez kadın da değil üstelik. Off sıkıldım vallahi paketleri görüyorum uzanamıyorum. İçim bayıldı kendimi kasaya attım. Paraları bayıldım elim yine boş.  54 TL

Hedefe kitlenmişim ya yılmak olmaz.. Allahtan Carrefur yakın girip alıp çıkarım dedim. Doğru kozmetik reyonuna… Bu sefer yardımcı elementlere ihtiyacım yok gireceğim alacağım, çıkacağım… Karışık paketi elime aldım. Bir de kutuya koymuşlar alarmlı, çok mühim yani maazallah çalınır filan. Küçücük paket oldu sana koca kutu.  Bütün kasalar kuyruk…Boş bir kasa kestirdim gözüme.. Kasiyer de bayan, önde arkada çekinilecek kimse yok. Hemen girdim kuyruğa, girmemle arkamda kuyruğun oluşması bir oldu. Tam yürüyen banta koyacağım elimdekini. Kasiyer burası Axess özel kasa dedi… Var olan biraz enerjim ve cesaretim bu sözlerle uçup gitti..

Baktım olacak gibi değil, diğer kasalar ana baba yeri alışveriş merkezinden çıktım evde kopacak kavgaya bir enerji toplayım bir kahve içeyim dedim. 8 TL

Günün hasılatı 10 TL’lik prezervatif için 119 TL


Yazan: Reçel

Ev gereçleriyle bitmez tükenmez savaşım

Birçok evli kadın gibi ben de en az yaşayacağım seks hayatı kadar şık ve kullanışlı ev gereçlerinin hayalini kurdum. Bunları uyumlu bir şekilde bir araya toplamak için de uzun uzun dolaştım. Mağaza, mağaza gezip en fonksiyonel ütüyü, en güzel çamaşır sepetini, en hijyenik elektrikli süpürgesini, on parmağında on marifet mutfak robotunu, en şirin nevresim takımını aradım durdum… Neyse sonunda evimin yardımcılarından uyumlu bir takım kurmayı başardım… İlk kullanımlarında hepsini çok sevdim… Amaaa sevgimin nefrete dönüşmesi çok da uzun sürmedi…Bu takım oyuncularının kaptanları olmadan bir boka yaramadığını kısa zamanda anladım. Neredeyse hepsi beni sinirden bir kez ağlatmayı başardı.


Artık hepsi düşmanım gibi. İçlerinden en çok da ütüye gıcık oluyorum. Hatta öyle gıcığım ki bu alete sinirlerimin bozulması için makineye çamaşırları atıp yıkamaya başlamam yetiyor. Eee biliyorum çünkü o çamaşırlar önce yıkanacak, sonra asılacak ve sonra toparlanarak bir yığın olana kadar bekletilecek. Üzerine yeni çamaşırlar koyunca devrilirse eğer ütü vakti gelmiş demektir. Sevgili eski sevgilim yani şimdi duyarsız eşim küçük poposunu koltuğa yayıp bir yandan televizyon izleyip, keyifle birasını yudumlarken benim ütüleyememe işkencem başlayacak… 



Saatlerce sür ütüyü, çift çizgiler mi dersin, üstü ütülerken altın kırışması mı dersin off off deme gitsin. Bu işkence anlarında izlediği filmdeki esprilere gülen, küçük kahkahacıklar atan eski sevgilime deli oluyorum. Benim ütüyle yaptığım savaş umurunda bile olmuyor. Bazen böyle anlarda sevgili eski sevgilimi o ütü masasında yatırıp bir güzel ütülemek, düzeltmek geliyor içimden. Yani kısacası ütüyle aram çok kötü. Hatta o kadar kötü ki öle bayıla aldığım çamaşır sepetini bile görünce tekmeleysim geliyor. Ütü evlilikleri baya bir kırıştırıyor galiba. 

Bir de elektrik süpürgesi var tabii. Hani su hazneli olanlardan. Bir önceki kullanımda yıkamadığım için önce kovanın içini kaplayan kirleri temizlemem gerekiyor.  Sonra suyunu koy, aman çok oldu dök, biraz daha ekle derken sonunda her şey tamam olunca çalıştır bakalım. Çalıştırıyorum çalıştırmasına bu sefer yok koltuğun altı, yok ucuna takılan saçlar, yok fişi uzamaz derken ayağımı, kıçımı bir yerlere vurmuş ve çoktan birkaç yerimi morartmış oluyorum. Suyu dökme faslı gelince makinenin su haznesi ne kadar pis olduğumuzu her defasında yüzüme vuruyor. Hani hijyenik ya haspam ondan…

Çift kişilik nevresim takımlarını ve çarşaflarını ortadan kaldıracak inovatif bir ürün bekliyorum. İki kişilik bir yatağı değiştirmek için şekilden şekle girip, yatağın etrafını en az on kere tavaf etmekten ve kan ter içinde kalmaktan bıktım adeta…

Severek aldığım, paracıklarımı feda ettiğim ev gereçlerinden bıktımmm bıktımmm.. Tabii beni bu savaşta yalnız bırakan eski sevgilime de bayılmıyorum artık. Ne diyeyim sevgili eski sevgilim sağolsun. Küçük popoçuğu rahat olsun.

Yazan: Reçel